Klavyem.nET Topluluğu.

Tam Versiyon: “ Düşündüren Bir Kıssa -- Ağa ile Deli ”
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
AĞA İLE DELİ

Bir köyün ağası, yıllardır hayalini kurduğu görkemli konağı sonunda yaptırmış. Taş duvarlarıyla, yüksek tavanlarıyla, işlemeli pencereleriyle köyün en gösterişli yapısı olmuş. Açılış günü gelip çatınca da köyün âdetine uyarak herkesi davet etmiş.

O gün konakta büyük kazanlar kaynamış; etler pişmiş, pilavlar taşmış, tatlılar yapılmış. Sofralar donatılmış. Kadın-erkek, çoluk-çocuk, yaşlısı-genci… hatta köyün delisi bile davete katılmış. Çünkü bilinir ki düğün, bayram, şölen fark etmez; köyün delisi de bu hayatın bir parçasıdır.

Ziyafet başlamış, herkes karnını doyurmuş, şükürler etmiş. Sohbetler edilmiş, kahkahalar yükselmiş. Misafirler kalkmaya hazırlanırken Ağa, cömertliğini göstermek istercesine adamlarına seslenmiş:

— “Sorun bakalım, deliye ne isterse verelim. Konaktan gönlüne ne hoş gelirse, onun olsun.”

Adamları gidip deliye sormuş. Deli ise bahçede bağlı duran bembeyaz ata gözünü dikmiş. Gözlerinden belli ki gönlü çoktan karar kılmış:

— “Ben o beyaz atı isterim.” demiş.

Ne var ki o at, Ağa’nın en sevdiği, en kıymet verdiği atıymış. Yıllardır gözü gibi bakar, adeta dostu gibi görürmüş. Ağa, biraz da gururla, biraz da kıskançlıkla:

— “Hayır! Başka bir şey seçsin.” diye sertçe karşılık vermiş.

Adamlar dönüp deliye başka şeyler teklif etmişler: “İstersen yeni kilimler verelim, istersen koyun verelim, hatta altın bile verelim.” Ama deli hepsini reddetmiş.

— “Benim gönlüm beyaz atı ister. Başka bir şey değil.” diye diretmiş.

Ne kadar ısrar ettiyse de Ağa kararından dönmemiş. “Hayır, olmayacak.” demiş, başka bir kelime etmemiş.

Sonunda ziyafet bitmiş, kalabalık dağılmış. Deli, içi buruk bir halde konağın kapısından çıkarken kendi kendine söylenmeye başlamış.

Ağa, yüksek balkondan onu seyrederken dikkatini çekmiş bu hâl. Merak etmiş:

— “Gidin bakın, ne diyor?” diye adamlarını göndermiş.

Adamlar yaklaşmış, dinlemiş, sonra dönüp Ağa’ya haber getirmişler:

— “Deli sürekli şunu söylüyor: ‘Sen isteseydin verirdi… Ağa da kim oluyor ki?’

Bu söz, Ağa’nın içine dokunmuş. Kendi kendine düşünmüş: “Demek ki ben, malın mülkün sahibi gibi davranıyorum ama asıl sahiplik bende değil. Ben de bir gün toprağa karışacağım, bu at da, bu konak da kalmayacak. Peki ya gerçek malik kim?”

Bir anlık gururunu kırıp:

— “Çağırın deliyi, atı verin.” demiş.

Deli geri çağrılmış, beyaz atın yuları eline teslim edilmiş. Fakat deli, atıyla birlikte konaktan ayrılırken yine aynı sözleri mırıldanıyormuş:

— “Sen istedin de verdi… Ağa da kim oluyor ki? Sen istedin de verdi… Ağa da kim oluyor ki?”



"Hikâyenin Ardından"

O an Ağa, derin bir nefes almış. Çünkü anlamış ki; insanın verdiği de, vermediği de aslında bir perdeden ibaret. Asıl verici, asıl kudret sahibi yalnızca Allah’tır.

Bazen insanlar bize “hayır” der, yollar kapanır, kapılar yüzümüze çekilir. Ama samimiyetle, içtenlikle dilersek; gönlümüzü Yaradan’a açarsak mutlaka başka bir kapı aralanır.

Unutma:
"Mülkün sahibi insan değil, Allah’tır. İnsan sadece emanetçidir."

Ve yeter ki sen gönülden iste… O, dilediğinde imkânsızı bile mümkün kılar.