15-09-2025, 03:04 AM
Bölüm 3 — Eski Günlük
Elif, çekmecedeki defteri dikkatlice çıkardı. Cildi çatlamış, köşeleri yanmıştı; ama bu bir günlükten çok, birkaç kopuk sayfa ve içine sıkıştırılmış bir zarf gibiydi. Zarfın içinden eski, buruşmuş bir not düştü:
“Anahtar yukarıda, sesin başladığı yerde.”
Yazı eskiydi. Siyah mürekkep zamanla griye dönmüştü.
Elif bir anlığına yerinde kaldı. Gözleri tavana kaydı.
Yukarıda... tavan arasında mı?
Derin bir nefes aldı, el fenerini kavradı ve ağır adımlarla merdivenlere yöneldi. Tahta basamaklar her adımda inler gibi gıcırdıyor, tavan arasına çıkan dar geçitte yankılanan sessizlik daha da derinleşiyordu.
Kapaklı tahta kapıyı açıp başını uzattığında, üzerine yoğun bir toz ve eski evlere has, küf kokusu yayıldı. Tavan arası karanlıktı, ancak fenerin ışığıyla birkaç köşeyi seçebiliyordu. Örümcek ağları sarkıyor, çatının eğimli tahtaları arasında yılların izleri görünüyordu.
Loş ışıkta, odanın köşesinde büyükçe, eski bir sandık gözüne çarptı. Yüzeyi çatlamış, menteşeleri paslanmıştı. Elif, dizlerinin üzerine çökerek kapağını yavaşça araladı.
İçeride; birkaç solmuş battaniye, naftalin kokan bez parçaları ve tam altında, rengi koyulaşmış deri ciltli bir günlük duruyordu.
Elif günlüğü eline aldığında parmakları titredi. Bu defa gerçek bir günlük olduğunu hissediyordu. Cilt, zamana direnircesine sağlamdı ama sayfalar sararmıştı. İlk sayfada tarih vardı: 23 Ekim 1965.
El yazısı belirgindi. Akıcı, ama kelimelerin arasında bir ürkeklik saklıydı. Günlüğü yazan kişi “Ayşe Hanım”dı. Adı birkaç sayfada geçiyor, her satır evin içindeki garip olaylara, kasabanın karanlık geçmişine ve geceleri duyulan seslere odaklanıyordu.
“Gece yine geldi. Gölgeler pencerede belirdi. Bu evin duvarları yalnız değil. Onlar hâlâ burada. Ve bekliyorlar.”
Elif’in kalbi sıkıştı. Her sayfa, bilinmeyen bir geçmişin fısıltılarını taşıyordu.
Ayşe Hanım, yalnız yaşadığı bu evde zamanla birtakım şeylerin değiştiğini anlatıyordu.
Önce küçük eşyaların yer değiştirmesiyle başlamış, ardından geceleri yankılanan ayak sesleri, aynalarda beliren silik yüzler, camlarda oluşan izlerle devam etmişti.
Bir sayfada şu cümle dikkatini çekti:
“Gözlerin her zaman açık olsun. Sessizlik, bazen en büyük ihanettir.”
Elif bu cümleyi daha önce de okumuştu — mektubun arkasında.
Bir tesadüf müydü, yoksa aynı kaynaktan mı çıkmıştı her şey?
Tam o sırada, tavan arasının loş köşelerinden birinde hafif bir tıkırtı duyuldu.
Elif irkildi, fenerini hızla o yöne çevirdi ama hiçbir şey yoktu. Sadece dans eden gölgeler, hareket etmeyen nesneleri bir anlığına canlı gibi gösteriyordu.
Derin bir nefes alarak sayfaları çevirmeye devam etti. Her satır, kasabada yaşanan esrarengiz kayıplardan, insanların geceleri neden sokağa çıkmadığından, bazı evlerin neden terk edildiğinden bahsediyordu.
“Bodrumda bir sır var. O sır, anahtarın ötesinde. Eğer onu bulursan… hazır ol. Çünkü bazı kapılar sadece açılmaz, bazıları asla kapanmaz.”
Elif’in gözleri sayfanın altındaki çizime takıldı.
Küçük, el çizimi bir harita vardı.
Ev planı gibi görünüyordu, ama detaylıydı. Merdivenlerin, odaların ve en önemlisi, daha önce fark etmediği bir bölmenin yerini gösteriyordu: Bodrum katında gizli bir geçit.
Elif günlüğü kapattı. Haritayı dikkatlice koparıp katladı ve cebine koydu.
Tavan arasının sessizliği, artık sadece geçmişin değil, geleceğin de yankısı gibiydi.
Bu ev, göründüğünden çok daha fazlasını barındırıyordu.
Camdaki iz…
Gece yarısı gelen zarf…
Ve şimdi, evin karanlık karnına açılan bir geçit.
Elif artık bu hikâyenin içinde değildi.
O, bu hikâyeydi.
Elif, günlüğü ve haritayı cebine koyduktan sonra derin bir nefes aldı. Evde ağırlaşan sessizlik, geçmişin yankılarını daha da belirgin hale getiriyordu.
Camdaki ince çizik, gece yarısı gelen esrarengiz zarf ve günlüğün satırlarında saklı sırlar… Hepsi birbirine bağlıydı.
Ama en rahatsız edici olan, günlüğün bahsettiği o gölgelerdi. Ayşe Hanım’ın söz ettiği, evin duvarlarında gezinen, insan siluetlerine dönüşen karanlık gölgeler.
Elif’in aklında bu düşünceler dolaşırken, tavan arasından inip yatak odasına yöneldi. O gece evin içinde bir şeylerin değişeceğini hissediyordu.
Yatağına uzandığında gözlerini kapatmakta zorlandı. Zihnindeki fısıltılar, eski günlüğün sözleri, gölgelerin hareketiyle birleşerek rahatsızlık verdi.
Ve tam o anda, ışıklar söndüğünde, odanın köşelerinde dans eden gölgeler belirdi...
Elif, günlüğü cebine koyup yatağına yöneldiğinde, evin sessizliği onu sarmaya devam ediyordu.
Tavan arasından inip odasına adım attığı anda, kalbinde bir sıkışma hissetti.
Evin her köşesi, günlüğün anlattığı o eski sırlarla doluydu ve gölgeler adeta hareketleniyordu.
Işıklar sönünce odanın köşelerinde dans eden karanlıklar, Elif’in gözlerini kırpmadan izliyordu.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes almaya çalıştı ama fısıltılar kulaklarında çınlamaya devam ediyordu.
O an anladı ki, bu ev sadece geçmişin değil, şimdi ve geleceğin de bir hapishanesiydi.
Gölgeler, sıradan bir karaltı değildi artık; birer varlığa dönüşmüş, Elif’in uykusunu ve aklını ele geçirmeye başlamıştı.
Yarın
Bölüm 4 — Gölge Oyunu
Evde yalnız olmadığını hissetmeye başlayan Elif, gölgelerle yüzleşir.
Elif, çekmecedeki defteri dikkatlice çıkardı. Cildi çatlamış, köşeleri yanmıştı; ama bu bir günlükten çok, birkaç kopuk sayfa ve içine sıkıştırılmış bir zarf gibiydi. Zarfın içinden eski, buruşmuş bir not düştü:
“Anahtar yukarıda, sesin başladığı yerde.”
Yazı eskiydi. Siyah mürekkep zamanla griye dönmüştü.
Elif bir anlığına yerinde kaldı. Gözleri tavana kaydı.
Yukarıda... tavan arasında mı?
Derin bir nefes aldı, el fenerini kavradı ve ağır adımlarla merdivenlere yöneldi. Tahta basamaklar her adımda inler gibi gıcırdıyor, tavan arasına çıkan dar geçitte yankılanan sessizlik daha da derinleşiyordu.
Kapaklı tahta kapıyı açıp başını uzattığında, üzerine yoğun bir toz ve eski evlere has, küf kokusu yayıldı. Tavan arası karanlıktı, ancak fenerin ışığıyla birkaç köşeyi seçebiliyordu. Örümcek ağları sarkıyor, çatının eğimli tahtaları arasında yılların izleri görünüyordu.
Loş ışıkta, odanın köşesinde büyükçe, eski bir sandık gözüne çarptı. Yüzeyi çatlamış, menteşeleri paslanmıştı. Elif, dizlerinin üzerine çökerek kapağını yavaşça araladı.
İçeride; birkaç solmuş battaniye, naftalin kokan bez parçaları ve tam altında, rengi koyulaşmış deri ciltli bir günlük duruyordu.
Elif günlüğü eline aldığında parmakları titredi. Bu defa gerçek bir günlük olduğunu hissediyordu. Cilt, zamana direnircesine sağlamdı ama sayfalar sararmıştı. İlk sayfada tarih vardı: 23 Ekim 1965.
El yazısı belirgindi. Akıcı, ama kelimelerin arasında bir ürkeklik saklıydı. Günlüğü yazan kişi “Ayşe Hanım”dı. Adı birkaç sayfada geçiyor, her satır evin içindeki garip olaylara, kasabanın karanlık geçmişine ve geceleri duyulan seslere odaklanıyordu.
“Gece yine geldi. Gölgeler pencerede belirdi. Bu evin duvarları yalnız değil. Onlar hâlâ burada. Ve bekliyorlar.”
Elif’in kalbi sıkıştı. Her sayfa, bilinmeyen bir geçmişin fısıltılarını taşıyordu.
Ayşe Hanım, yalnız yaşadığı bu evde zamanla birtakım şeylerin değiştiğini anlatıyordu.
Önce küçük eşyaların yer değiştirmesiyle başlamış, ardından geceleri yankılanan ayak sesleri, aynalarda beliren silik yüzler, camlarda oluşan izlerle devam etmişti.
Bir sayfada şu cümle dikkatini çekti:
“Gözlerin her zaman açık olsun. Sessizlik, bazen en büyük ihanettir.”
Elif bu cümleyi daha önce de okumuştu — mektubun arkasında.
Bir tesadüf müydü, yoksa aynı kaynaktan mı çıkmıştı her şey?
Tam o sırada, tavan arasının loş köşelerinden birinde hafif bir tıkırtı duyuldu.
Elif irkildi, fenerini hızla o yöne çevirdi ama hiçbir şey yoktu. Sadece dans eden gölgeler, hareket etmeyen nesneleri bir anlığına canlı gibi gösteriyordu.
Derin bir nefes alarak sayfaları çevirmeye devam etti. Her satır, kasabada yaşanan esrarengiz kayıplardan, insanların geceleri neden sokağa çıkmadığından, bazı evlerin neden terk edildiğinden bahsediyordu.
“Bodrumda bir sır var. O sır, anahtarın ötesinde. Eğer onu bulursan… hazır ol. Çünkü bazı kapılar sadece açılmaz, bazıları asla kapanmaz.”
Elif’in gözleri sayfanın altındaki çizime takıldı.
Küçük, el çizimi bir harita vardı.
Ev planı gibi görünüyordu, ama detaylıydı. Merdivenlerin, odaların ve en önemlisi, daha önce fark etmediği bir bölmenin yerini gösteriyordu: Bodrum katında gizli bir geçit.
Elif günlüğü kapattı. Haritayı dikkatlice koparıp katladı ve cebine koydu.
Tavan arasının sessizliği, artık sadece geçmişin değil, geleceğin de yankısı gibiydi.
Bu ev, göründüğünden çok daha fazlasını barındırıyordu.
Camdaki iz…
Gece yarısı gelen zarf…
Ve şimdi, evin karanlık karnına açılan bir geçit.
Elif artık bu hikâyenin içinde değildi.
O, bu hikâyeydi.
Elif, günlüğü ve haritayı cebine koyduktan sonra derin bir nefes aldı. Evde ağırlaşan sessizlik, geçmişin yankılarını daha da belirgin hale getiriyordu.
Camdaki ince çizik, gece yarısı gelen esrarengiz zarf ve günlüğün satırlarında saklı sırlar… Hepsi birbirine bağlıydı.
Ama en rahatsız edici olan, günlüğün bahsettiği o gölgelerdi. Ayşe Hanım’ın söz ettiği, evin duvarlarında gezinen, insan siluetlerine dönüşen karanlık gölgeler.
Elif’in aklında bu düşünceler dolaşırken, tavan arasından inip yatak odasına yöneldi. O gece evin içinde bir şeylerin değişeceğini hissediyordu.
Yatağına uzandığında gözlerini kapatmakta zorlandı. Zihnindeki fısıltılar, eski günlüğün sözleri, gölgelerin hareketiyle birleşerek rahatsızlık verdi.
Ve tam o anda, ışıklar söndüğünde, odanın köşelerinde dans eden gölgeler belirdi...
Elif, günlüğü cebine koyup yatağına yöneldiğinde, evin sessizliği onu sarmaya devam ediyordu.
Tavan arasından inip odasına adım attığı anda, kalbinde bir sıkışma hissetti.
Evin her köşesi, günlüğün anlattığı o eski sırlarla doluydu ve gölgeler adeta hareketleniyordu.
Işıklar sönünce odanın köşelerinde dans eden karanlıklar, Elif’in gözlerini kırpmadan izliyordu.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes almaya çalıştı ama fısıltılar kulaklarında çınlamaya devam ediyordu.
O an anladı ki, bu ev sadece geçmişin değil, şimdi ve geleceğin de bir hapishanesiydi.
Gölgeler, sıradan bir karaltı değildi artık; birer varlığa dönüşmüş, Elif’in uykusunu ve aklını ele geçirmeye başlamıştı.
Yarın
Bölüm 4 — Gölge Oyunu
Evde yalnız olmadığını hissetmeye başlayan Elif, gölgelerle yüzleşir.